Ötenazi Beklerken Önsezi Oluverdi!

Oturuyorum bir gün parkta etraf sessiz hava güneşlik aylardan yaz kuşların sesleri açan çiçeklerin kokusu havda aşk kokusu var, sanki aşkın kokusunu duymak ve bu kokuyu taşıyanı bulmak için gelmişim buraya. Oysa bir nefes almak dinlenmek için gelmiştim. Beklediğim bu muydu diye kendime sordum evet bu dedi gönlüm, şaşırmadım çünkü aşk gönüle gelir ve gelirken ne varsa içinde yıkar darmadağın eder dizayn ederdi. Ev sahibi sensin dedim. Yolda gelip geçen güzeller hatunlar olsa da benim aradığım bunlar değildi. Benim dünyamı darmadağınık ederek yeniden düzenleyecek gibi değillerdi sanki ya da ben öyle sanıyordum. İlgi ve çekicilikten önce bakışıyla etkilemeli çekmeli hatta gülümsetmeliydi. Bana candan yaklaşan bana canıymış gibi bakana rast gelmedim. Ortalıkta duygusuzluk orkestrası konserini verirken ben hala duygu dolu bir bakış sağanak bir dolu bir etkileşim bekliyordum…
İşte karşıda bir güzel geliyor oda benim gibi etrafına bakarak kendisini etkileyecek bir sevgili arıyor galiba. Şaşkın ve heyecanlı kalp atışlarını duyar gibi oluyorum. Bekleme faslına geçtim lakin içimde orkestradan halaylar çalınırken ben hoş gelişine vurulmuş ağzım açık kala kalmıştım. Kendime geldim, yanıma yaklaşınca ayağa kalktım.
-O sizsiniz değil mi?
Şaşırdı birden az gülümsedi, gülümserken gamzesinde bahar çiçekleri açıyordu.
-Anlayamadım beyefendi?
Halimden hoşnuttum ilk adımı atmış onunla konuşmuştum.
-Sizi aşkla seven erkeği arayan siz değil misiniz?
İyice şaşırdı, bana o narin bakışlarıyla hayran hayran baktı, ben havalarda uçuyorum bir Paris’teyim bir Fransa da bir İngiltere de, uçmak bu kadar zevklimi olurmuş o an anladım! Ruhumda esintiler hoyrat hoyrat esiyordu o şakıyan bülbül sesiyle.
-Şaşkınım beyefendi, bu ne cesaret ve bu nasıl bir önsezi.
Aslında ben ötenazi olacak bunu isteyen olacağım diye beklerken, önsezi oldu oleyyyy… Kızıla çalan saçını arkaya doğru savurarak yanıma oturdu, ben o an kendimden değil bu dünyada hiç değilim cennetteyim cennette! Benliği okşayan sesi bakışı beni yedi bitirdi, aşk bu olsa gerekti aklım başımdan gitmiş içinde birileri boş bularak oturmuş tam tam çalarken ben yoktum içinde…
-Buyurun sizi diliyorum yoksa sizde benimi bekliyordunuz demeyen düşer bayılırım burada…
Ne desem evet desem bayılacak aman bayılırsa kucağıma bayılır bundan ala ne olabilir ki?
-Evet, sizi bekliyordum
Demeden genç kız kucağıma doğru düşerek bayıldı. Elimdeki sudan başına dökerek ayılmasını sağladım. Kalktığında şaşkındı.
-Bu bir şakamı yoksa dün arkadaşım Esra ya anlatmıştım yeni bir aşk aradığımı yoksa siz onunla tanışıyor musunuz ve onunla birlikte bana şakamı yapıyorsunuz? Eğer böyle ise buna hiç dayanamam.
Hemen söze girdim.
-Hayır, hayır lütfen rica ederim, böyle bir şey yok, sizi ilk defa görüyorum adım Nurettin.
Derin bir nefes aldı, o yumuşacık elini uzatarak.
-Bende Reyhan tanıştığımıza memnun oldum.
Elim eline uzanırken ben yine kendimden geçtim. Ruhum alev alev yanıyordu adeta.
Bir anda biri seslenirken duydum irkildim, orta yaşlı bir bayandı.
-Beyefendi dalmışsınız nereye daldıysanız, sigaranın ateşi üstünüze düştü yanmaya başlıyorsunuz farkında değilsiniz.
Birden bacağımdaki ateşin acısıyla yanan alevin dumanı tüterken ayağa fırladım, elimdeki suyu üzerine döktüm. Ah hanım efendi bayan az daha bekleseydiniz de az daha yanarak o hayalin içinde yanarak gezinseydim ne olurdu?
İşte yine beklediğime kavuşmadan hayalde kaldı olsun hayalde olması da gerçekte ki kadar muhteşemdi enfesti, az daha bekleyeyim bakarsın kısmette varsa gelir Bağdat ta, yoksa yel alır gider kucakta… Gidip odamdaki kanepeye uzanayım yaşadığımı tekrardan hayallerimle gözden geçireyim diye kalkarken, arkamda bir hanımefendi ya da genç bir kız sesleniyordu.
-Beni beklerken pek mi sıkıldınız da kalkıyorsunuz? Yoksa hemen pes ederek kalkıyor musunuz?
Şaşkın halimle arkamı döndüm, biraz önce hayalimdeki o genç kızdı. Afalladım, düşmemek için banka geri oturdum, genç kız yanıma oturdu. Kokusu bir başkaydı ıtır ıtır esen baharda yeni açan yasemin gibi kokuyordu.
-Pek şaşırmışa benziyorsunuz? Beni beklemiyor muydunuz yoksa?
Hemen toparladım kendimi.
-Gelmeyeceksiniz diye korktum ondan olacak.
Biraz önce olanları ona nasıl anlata bilirdim ki? Gülümseyerek.
-Hoş geldiniz. İsmim Nurettin.
Elini uzatarak gülümseyerek.
-Bende Reyhan, memnun oldum.
Bu imkânsız bir şeydi benim için, lakin Rabbim için böyle bir şey söylenemezdi, ol “kün” dediği anda olurdu. Sevinç içinde.
-Nasılsınız?
-Hayatın dramına alışmak için çabalıyorum. Bazen bizlerin boşa uğraşıyla dırdırlarımızla kafasını şişirirken, hayat devam ediyor.
-Bu anda gönlümüzün his ve duygularından oluşan ses dalgasının dağları delip geçemeyeceği bir kapı, duvar yokmuş onu öğrenmiş olduk beraberce, karşılıklı his ve duygularımızın seslenişine ikimizde cevap vererek birbirimizi beklerken bu bekleyiş boş olmadı, karşılıklı muhabbet ve yakınlaşmayla son buldu.
-Bak bu konuda haklısın, beni buraya çeken bir şeyler oldu aynı sizin dediğiniz gibi olsa gerek, yoksa burada birbirimizi beklerken bulmak ne aklımızdan nede gönlümüzden geçerdi. Aslında gönlümün hislerine pek güvenmezdim lakin bu defa ona sakın beni yıkma diye söyledim, beni öyle mahsun ve garip bırakma ne olur diye söylerken içimden bana “güven” ve beni takip et derken peşine takıldım ve buraya kadar geldim.
-Ne güzel gelmenizle beni mahsun garip bırakmadınız aslında, teşekkürler ederim size ve o aydınlık gönlünüze.
-Siz benden daha fazla cesaretle oturup beklemişsiniz demek ki karşılıklı hislerimizin çekimine güvenerek beklemeye başladınız.
-İlk başta öyle değildi buraya oturduktan sonra sizi beklemeye başladım, lakin sonrasında bir hayalim sanarak, üzgün ayrılırken çıktınız karşıma.
– Başarılı olmak için insanın ne istediğini bilmesi gerekir bunu biliyorsunuz değil mi?
-Bilmez olur muyum elbette ki biliyorum. Hatta insan, attığı her adımın sorumluluğunu taşımalıdır diyerek sizi karşı lokantada bir yemek yemeye davet ediyorum, umarım açsınızdır benim gibi.
-Yemeğe açlığım yokta, sevgiye aşka açlığım var.
-Öyle ise bende sizin gibi sevgiye aşka muhtacım, buyurun karşılıklı bir şeyler içerek bunu konuşalım.
Bana gülümseyerek
-Öyle ise gerçeği dile getirmekle yetinmeden, aynı zamanda bir adım fazla atarak hayatımızı yeniden biçimlendirme amacını güderek bunu konuşalım.
-Buyurun öyle ise insanın dış dünyasıyla iç dünyasını kaynaştırarak anlatanlardan olmak için ilk adımı atalım.
-Şair gibi konuştunuz duygulara odaklanmayı seviyorsunuz.
-Sizde şiir okumayı seviyorsunuz, hemen fark ettiniz.
Karşılıklı gülümseyerek, hafif hafif hafiften yürüyerek karşı lokantaya doğru yürüdük. Kokusunu içime çekerken bana.
– İnsanlığın ilk ayırt edici belirtisinin ne olduğunu sorsam ne cevap verirdiniz.
.Şu cevabı verdim.
 -Yeryüzünde insanlık aşkla yaratılarak geldi, şeytanın aldatmasıyla bu tebessüm yok olsa da içinde hiç kaybolmadı, tebessümün ilk görünüş ile başlamıştır, siz gülümsersiniz bu gülümsemenizle karşınızdakine umut vermiş olursunuz ve bu böyle ya gülümsersiniz devamına ya da bir an yok olmasına sebebiyet verir. İnsanlardan önce, bu kara toprak üzerinde tebessümden dolay çok eserler inşa edildi, bizde umarım güzel bir gelecek inşa ederiz karşılıklı. Tebessüm insana özgüdür. Hiçbir hayvan tebessüm etmez bunu da bilmeyiz hep tebessümlerimizi saklarız.
-İç dünyanızı çok güzel anlattınız buna ihtiyacım vardı, buldum sayılır.
-Oysa sizden önce dünyamda tüm sokaklarım yer toz duman içindeydi sanki göz gözü zaten görmüyordu, gönlün ne demek olduğunu da sokaklarımdakiler bilmiyordu, siz hariç. Rüzgâr önüne ne geçerse sağa sola fırlatır gibi beni buraya aldı getirdi sizi beklemem için. Gazete kâğıtları, poşetler, kurumuş ağaç yaprakları gibi havada uçurarak bir çöplüğe sürüklemedi, bu rüzgârı gönderen Rabbimdi biliyorum sizi de gönderen, şükürler olsun.  
-Aynı hal bende vardı ve aynı sizin gibi bende bunları yaşadım ve beni size sürükleyen rüzgârla buraya kadar geldim.
Uzun saçları yanlara dökülmüş bir halde öylece duruyordu, ben ona hayran bakarken onu süzdüğümü fark etti gülümsedi işte gamzesinde gülerken çiçekler açıyordu. Gülümseyerek.
-Gamzenizdeki açan gülleriniz benim için hep açsın hiç solmasın.
Durdu bende durdum. Gözlerinden iki damla sevinç gözyaşları tebessümüyle akarken.
-O çiçekleri eken siz olduktan, sonra neden ben soldurtayım.
Diyerekten boynuma sarıldı. Aman Allah’ım! Yüce Rabbim mutlak güç ve kudretin sonsuz buna bir daha şahit oldum… Bu ne güzellikti ya Rabbim, bu aşk ne kadar güzelmiş, anlatılmaz ki ancak yaşanırmış. İşte aşkla geldi ve kalbimin kapalı duran kapısını açtı ve içeriye girdi. Bir mutluluk şarkısı dinliyorum şimdi, gönlümüzün sesinde ve o ılık dudaklarında bir şiir misali anlatırken söylerken ben dinliyorum… Gönlümüzü süsleyen hayaller ve aşk sözcükleri yağıyor gönlümüze sonsuzluk gibi, sonsuz diyarlara doğru yavaşça yürürken…
“Anadolu’da sevgi ve hoşgörüyü yayan sadece Mevlâna hazretleri değildir. Onun felsefesine paralel bir yaşam süren, şiirlerinde Allah aşkını ve sevgisini dile getiren bir Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’miz, Pir Sultan Abdal’ımız ve Anadolu’muzu aydınlatan nice değerlerimiz vardır. Onların öğretileri sönmeyen bir meşale gibi hâlâ aydınlatmaya devam ediyor. “
 “Ben gelmedim dava için, benim işim sevi için Dost’un evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim” Diyen bir Yunus Emre,
 Sabır kıla kıla canıma yetti
 Hasmını ararsan bundadır âşık
 Kamil oldum deyü dava edersin
 Hamakat nişanı kimdedir âşık
 Diyen Pir Sultan Abdal
Hararet nârda ’dır sac ’da değildir
Keramet sendedir tâc’da değildir
Her ne arar isen kendinde ara
Kudüs’te Mekke’de Hacda değildir
Bu duygular içinde yolumuza devam ettik. Kani (yeter olanı buldum)aşkın aşkından çırpınan canım canı buldu, ben hep değilim baki her şey fani bende bir beşerim sizler gibi beşer ’im elbette ki taş değilim diyerek noktayı koyayım derken bugünlerde korona için aşılar aranıyor bulunması için, bence hiç gerekte yok, aşk aşısı var.  Zaten bu aşı doğarken vurulmuş olarak doğuyoruz, bir gülümseme bir samimiyet yeter, koronaya da moronaya da, şablon olarak bir kullanalım yeter başka bir şeye de gerek yoktur.
“Covid-19 aşı çalışmaları hızla devam ediyor. Klinik çalışmaları devam eden her aday aşının etken maddesinin ve çalışma metodunun birbirinden farklı olması, beraberinde kafa karışıklıkları da getiriyor. Örneğin Rusya’nın geliştirdiği Sputnik V isimli aday aşı, adenovirüs bazlı; Çin’in geliştirdiği SinoVac isimli aşı inaktive edilmiş virüs bazlı; Moderna ve Pfizer’ın aday aşıları ise RNA bazlı. 
Dünyada daha önce RNA bazlı bir aşı üretilmediği için, bazı şüpheler yükselmesi de olağan. Peki, RNA bazlı aşılar, genetik yapımızı değiştirme potansiyeline sahip mi?”
Değil bilinmiyor lakin aşk biliniyor.
“Ancak aşının daha geniş nüfusa bağışıklık sağlama potansiyeli, insanlara güvenli bir şekilde ulaşmasında büyük bir lojistik engel tarafından tehdit edilmektedir: aşı dozlarını soğuk tutmak.
Aşılar, bozulmalarını önlemek için sıkı sıcaklık kontrolü gerektiren kırılgan ilaçlardır. Ve bir sürü yağma ettiler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, dünya çapında dağıtılan aşıların yaklaşık yarısı, büyük ölçüde depolama sıcaklıklarının düzgün bir şekilde kontrol edilmemesi nedeniyle boşa gidiyor. Bu da hastalığı caydırmak ve ortadan kaldırmak için çabaları zayıflatır.”
Bunca çalışmaya, rant sağlamaya çalışanlarında yakalanarak öğretilmesi suretiyle, insanın para harcayarak parası olmayanların mağdur olmasına hiç gerek yok, aşk var gerisine hiç gerek yok…
Mehmet Aluç

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s